Kadınlar Neden Otoimmün Hastalıklara Daha Yatkın?

Otoimmün hastalıkların büyük çoğunluğu kadınlarda görülüyor. Travma, kronik stres, hormonlar... Sebebini bu yazımızda ele aldık.

Kadınlar Neden Otoimmün Hastalıklara Daha Yatkın?
Otoimmün rahatsızlıklar kadınlarda çok yaygın

İstatistikler net ama açıklamalar hâlâ parçalı: Otoimmün hastalıkların yaklaşık %70-80’i kadınlarda görülüyor. Hashimoto, lupus, romatoid artrit, MS, Sjögren… Liste uzadıkça tablo da ağırlaşıyor. Peki neden? Bu fark yalnızca biyolojiyle mi açıklanabilir, yoksa bedenin taşıdığı başka yükler de mi var?

Tıp uzun yıllar bu soruya hormonlar üzerinden cevap verdi. Bugünse daha karmaşık, daha rahatsız edici bir çerçeveye doğru ilerliyoruz.

Bağışıklık Sistemi: Güçlü Ama Bedeli Olan

Kadın bağışıklık sistemi genel olarak daha “aktif”. Enfeksiyonlara karşı daha hızlı ve güçlü yanıt veriyor; bu yüzden kadınlar bazı viral hastalıkları daha hafif atlatabiliyor. Ancak bu güç, tersine döndüğünde bedene karşı bir saldırıya dönüşebiliyor.

Bizi koruması gereken sistem neden bize karşı dönüyor?

Otoimmün hastalık tam olarak bu: Bağışıklık sisteminin “beni koruyayım” derken “beni yok edeyim” noktasına gelmesi. Yani bağışıklık sistemi okları kendine çeviriyor ve bedenin öz dokularına zarar vermeye başlıyor.

Bu biyolojik gerçek. Ama hikâye burada bitmiyor.

Hormondan Fazlası Var

Östrojen bağışıklık yanıtını etkiliyor, evet. Genetik yatkınlık da önemli. Ancak bu açıklamalar, neden aynı toplumda, aynı çağda, aynı koşullarda yaşayan kadınların erkeklere kıyasla bu kadar daha sık otoimmün hastalık geliştirdiğini tam olarak açıklamıyor.

Burada devreye, tıbbın uzun süre görmezden geldiği bir alan giriyor: kronik stres, bastırılmış duygular ve toplumsal rollerin bedensel bedeli.

Gabor Maté

“İyi Kız” Sendromu ve Bedenin İsyanı

Kanadalı hekim ve yazar Gabor Maté, otoimmün hastalıklar üzerine konuşurken rahatsız edici bir noktaya işaret eder: Pek çok otoimmün hastada ortak bir kişilik örüntüsü vardır. Aşırı uyumlu, çatışmadan kaçınan, başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koyan, “hayır” demekte zorlanan insanlar…

Maté’ye göre mesele “zayıflık” değil, sürekli bastırma hâlidir. Özellikle kadınlara çocukluktan itibaren öğretilen “uyumlu ol”, “sorun çıkarma”, “idare et” refleksi, yıllar içinde bedende bir gerilim biriktirir. Dışarıya yöneltilmeyen öfke, içeriye döner.

Ve bazen bağışıklık sistemi, bu içe dönük saldırının taşıyıcısı olur.

Bu görüş ana akım tıpta hâlâ tartışmalıdır; ama göz ardı edilecek kadar da zayıf değildir. Çünkü klinik pratikte, otoimmün hastalık tanısı alan pek çok kadının hikâyesi birbirine şaşırtıcı derecede benzer.

Kadınlar bu yükü her yerde taşıyorlar

Kadın Bedeni, Sürekli Alarmda

Kadınlar yalnızca duygusal olarak değil, yapısal olarak da daha fazla stres altındadır.

  • Ücretsiz bakım emeği
  • Duygusal emek
  • İşte kendini ispat baskısı
  • Evde görünmez sorumluluklar
  • “Her şeye yetme” beklentisi

Kadınların maruz kaldığı bu sürekli stres hâli, literatürde “double burden” yani "çifte yük" olarak geçen; ücretli iş ile ücretsiz bakım ve duygusal emeğin aynı bedende birikmesiyle oluşan yapısal bir yüktür.

Tüm bunlar geçici stres değil; kronik, bitmeyen bir alarm hâlidir. Bağışıklık sistemi de tam olarak bu koşullarda hata yapmaya daha yatkın hâle gelir.

Üstelik kadınların ağrısı ve yorgunluğu tarihsel olarak ciddiye alınmamıştır. “Psikolojiktir” denilerek geçiştirilen belirtiler, tanıyı geciktirir. Geciken tanı, ilerleyen hastalık demektir.

Bir ömür de böyle geçiyor

Travma Bedenle Konuşur

Otoimmün hastalıklar ile çocukluk travması, uzun süreli stres ve güvensizlik ortamları arasında ilişki olduğunu gösteren çalışmalar giderek artıyor. Travma yalnızca zihinsel bir kayıt değildir; sinir sistemi, hormonlar ve bağışıklık sistemi üzerinden bedene kazınır.

Kadınlar, özellikle erken yaşta duygusal ihmal, bakım verme yükü ya da sınır ihlali yaşamışlarsa, bedenleri ileride bu yükü taşımakta zorlanabilir.

Bu, “hastalık senin yüzünden oldu” demek değildir. Tam tersine: Bedenin hayatta kalmak için geliştirdiği stratejilerin bir noktada bedel ödemesidir.

Biz iyi olursak, onlar da iyi olabilir

O Zaman Ne Yapacağız?

Bu sorunun tek bir cevabı yok. Ama bazı yanlışları düzeltmeden ilerlemek de mümkün değil.

  • Kadın sağlığını yalnızca hormonlara indirgemeyi bırakmak
  • Ağrıyı, yorgunluğu ve “nedensiz” görünen belirtileri ciddiye almak
  • Psikolojik yükleri “lüks meseleler” olarak değil, biyolojik risk faktörleri olarak görmek
  • Kadınlara sürekli uyum, fedakârlık ve dayanıklılık öğretmenin bedelini kabul etmek

Otoimmün hastalıklar, bedenin bize attığı sessiz bir çığlık olabilir. “Artık böyle yaşayamıyorum” diyen bir sistem alarmı.

Belki de mesele, kadınların neden daha hasta olduğu değil; neden bu kadar uzun süre sessiz kaldıklarıdır.

Afife Vesaire için bu soru, yalnızca tıbbi değil; politik, kültürel ve son derece kişisel bir sorudur. Sizin tecrübeleriniz nasıl?

Lütfen aşağıdan abone olun ve siz de düşüncelerinizi paylaşmaktan çekinmeyin. Her zaman, sizden geri dönüş almaktan mutluluk duyuyoruz.