İran-İsrail Savaşına Erken Bir Bakış: Molla Rejimini Sevmemek Bombalamayı Onaylamak Değildir

Bazen en dürüst pozisyon iki yıkıcı seçeneği de reddedebilmektir.

İran-İsrail Savaşına Erken Bir Bakış: Molla Rejimini Sevmemek Bombalamayı Onaylamak Değildir
İranlı kadınlar için dünya zaten yangın yeriydi

İran’da kadınlara uygulanan baskıyı görmezden gelmek mümkün değil. Başörtüsü zorunluluğu, ahlak polisleri, protestolara verilen sert tepkiler ve kadınların gündelik hayatını sınırlayan yasalar yıllardır dünya kamuoyunun gündeminde.

Birçok kişi için İran’daki molla rejimine karşı sempati duymamak son derece anlaşılır bir durum. Özellikle kadınlar açısından bu rejim, baskı ve kontrolün sembolü oldu.

Ama burada önemli bir çizgi var:

Bir rejimi eleştirmek, o ülkenin bombalanmasını desteklemek anlamına gelmez.

İran-İsrail Savaşına Erken Bir Bakış

Bugün Ortadoğu’da yeni bir savaş başladı. İsrail ile İran arasında başlayan askeri çatışmalar bölgede bir süredir bekleniyordu.

Savaşlar başladığında haber akışında genellikle füze menzilleri, askeri hedefler ve liderlerin açıklamaları yer alır. Ancak savaşların gerçek yüzü çoğu zaman bambaşkadır: geceyi siren sesleriyle geçiren insanlar, belirsizlik içinde yaşayan aileler ve yarının nasıl olacağını bilmeden güne başlayan milyonlarca insan.

İsrail saldırılarının hedef aldığı yerler arasında yalnızca askeri tesisler yoktu. İran’ın güneyindeki Hürmüzgan eyaletine bağlı Minab kentinde bir kız ilkokulu da bombardımanda yıkıldı. Saldırı sırasında okulda yaklaşık 170 öğrenci bulunduğu bildirildi ve ilk açıklamalara göre 100’den fazla kız öğrencinin hayatını kaybettiği, onlarcasının da yaralandığı açıklandı. Bu çocukların çoğu 7 ile 12 yaş arasındaydı. Savaşın soyut bir jeopolitik mesele olmadığını hatırlatan en sert gerçeklerden biri de budur.

Özgürleşsin dediğimiz kızlar İsrail bombalarıyla ölüyor bile.

Savaş sırasında harabe haline gelmiş bir okul temsili

Bize iki seçenek varmış gibi anlatılıyor

Savaş zamanlarında propaganda sadece cephede yapılmaz; zihinlerde de yapılır.

Bugün İran konusunda sıkça karşımıza çıkan bir anlatı var: sanki önümüzde sadece iki seçenek varmış gibi sunuluyor.

Ya İran’daki molla rejimini kabul edeceğiz ve kadınların baskı altında yaşamaya devam etmesini sineye çekeceğiz, ya da dış müdahaleyi ve savaşı kaçınılmaz bir çözüm olarak göreceğiz.

Bu çerçeve özellikle son yıllarda yükselen sert sağ siyaset dilinin bir özelliği. Karmaşık sorunlar basitleştirilir, gri alanlar yok sayılır ve insanlar tek bir doğru pozisyon almaya zorlanır.

Oysa gerçek hayat nadiren bu kadar basittir.

İran konusunda aynı anda iki şey söylemek mümkündür:

  • Kadınların baskı altında yaşadığı bir rejimi kabul etmemek
  • Ama İran’ın bombalanmasını çözüm olarak görmemek

Bu pozisyon bazen kararsızlık gibi sunulur. Oysa çoğu zaman tam tersidir: düşünülmüş bir tutumdur.

İnsanlara sadece iki seçenek varmış gibi anlatıldığında, genellikle en yıkıcı seçenek normalleşir.

Bugün İran için üçüncü bir cümle kurmak mümkündür:

Ne İran bombalansın, ne de İranlı kadınlar baskı altında yaşamaya devam etsin.

Bu cümle saf bir idealizm değildir. Bu, hem özgürlüğü hem de bağımsızlığı aynı anda savunmanın mümkün olduğunu hatırlatır.

Hem özgürlük hem bağımsızlık

Bir ülkenin halkı için aynı anda iki şey istenebilir:

  • Daha özgür bir siyasi düzen
  • Dış güçlerin müdahalesinden uzak bir gelecek

Bu iki talep birbiriyle çelişmek zorunda değildir.

İran’daki kadınların özgürlük mücadelesi, özellikle "Kadın, Yaşam, Özgürlük" protestoları, zaten içeriden doğmuş bir hareketti.

Bu hareketin gücü de tam olarak buradan geliyordu: Değişimin İran toplumunun içinden yükselmesinden.

Dışarıdan gelen bombalar ise genellikle özgürlük hareketlerini güçlendirmek yerine zayıflatır. Çünkü savaş ortamında toplumlar güvenlik etrafında kenetlenir ve otoriter rejimler meşruiyet kazanır.

Belki de en dürüst pozisyon

Bugün İran konusunda alınabilecek en dürüst pozisyonlardan biri belki de şudur: Molla rejimini savunmadan da savaşa karşı çıkılabilir.

İranlı kadınların özgürlük mücadelesini desteklemek mümkündür.

Ve aynı anda şunu söylemek de mümkündür: Hiçbir halk özgürlüğü bombalar altında öğrenmez.

Gerçek değişim dışarıdan dayatıldığında değil, toplumların kendi içinden yükseldiğinde kalıcı olur.

Bazen en zor pozisyon bir taraf seçmek değil, iki yıkıcı seçeneği de reddedebilmektir.

Yeni yazılarımızın size doğrudan iletilmesi için aşağıdan ücretsiz abone olabilirsiniz.
Instagram'da bizi takip edin: @afifevesaire