Bronzun Üzerindeki İz: Bir Heykelin Anlattığı Taciz Hikâyesi
Münih'teki bir heykelin üzerinde yıllar içinde oluşan aşınma, kadın bedenine yönelik normalleşmiş müdahaleler ve görünmez kalan taciz üzerine beklenmedik bir tartışma başlattı.
Bazı toplumsal alışkanlıklar o kadar uzun süre tekrar edilir ki artık görünmez olurlar. Kimse neden yaptığını sorgulamaz; kimse ne anlama geldiğini düşünmez. Bir gün biri çıkıp işaret edene kadar.
Münih'in merkezinde duran bronz bir kadın heykelinin göğüs bölgesine bakın. Heykelin geri kalan yüzeyi yılların matlığını taşırken, o bölüm neredeyse altın renginde parlıyor. Nedeni basit: Yıllardır geçen insanlar oraya dokunuyor.

Kimi bunun uğur getirdiğine inanıyor. Kimi turist refleksiyle yapıyor. Kimi düşünmeden. Sonuç değişmiyor. Binlerce elin bıraktığı iz, bronzun üzerinde görünür hale geliyor.
2024 yılında Alman kadın hakları örgütü TERRE DES FEMMES tam da bu görünür izi bir kampanyanın merkezine yerleştirdi. Münih, Berlin ve Bremen'deki üç kadın heykelinin yanına yalnızca bir cümle yazan tabelalar konuldu:
"Cinsel taciz iz bırakır."
Mesajın gücü sadeliğinden geliyordu. Çünkü ilk kez biri, yıllardır herkesin gözünün önünde duran o aşınmış yüzeyi farklı bir anlamla okumayı öneriyordu.
Heykelin Anlattığı Hikâye
Kampanyada yer alan heykeller Almanya'nın farklı şehirlerinde kamusal alanın parçası haline gelmiş kadın figürleriydi: Münih Marienplatz'daki "Büyüleyici Juliet", Berlin'deki Neptün Çeşmesi'nin "Frau Rhein" figürü ve Bremen Hoetger-Hof'taki "Gençlik" heykeli.

Bu heykelleri ortaklaştıran şey sanatsal değerleri değil, yıllar boyunca maruz kaldıkları davranıştı. Göğüs bölgeleri, sürekli dokunulmaları nedeniyle diğer bölümlerden belirgin biçimde daha parlak hale gelmişti.
TERRE DES FEMMES'in kampanyası tam da bu noktada çarpıcı bir soru soruyordu:
Bir kadın heykeline yapıldığında normal kabul edilen bir davranış, gerçek bir kadına yapılsaydı buna ne derdik?
Sorunun rahatsız edici olması tesadüf değil. Çünkü kampanyanın gücü, insanlara yeni bir şey öğretmesinden değil, zaten gördükleri bir şeyi yeniden düşündürmesinden geliyor.
Heykellerin yanına yerleştirilen QR kodları tarayan ziyaretçiler, eserlerin kendi "seslerinden" hazırlanan kısa kayıtları da dinleyebiliyordu. Yıllardır maruz kaldıkları dokunuşları anlatan bu kurgu anlatılar, fiziksel aşınmayı sembolik bir tanıklığa dönüştürüyordu.

Görünmez Olan Ne Kadar Görünmez?
Kampanyanın arkasındaki istatistikler de dikkat çekici. TERRE DES FEMMES'e göre kadınların büyük çoğunluğu yaşamlarının bir döneminde cinsel taciz deneyimi yaşıyor.
Bu oranlar ülkelere göre değişse de tablo evrensel. Taciz, kadınların hayatında istisnai bir olaydan çok yaygın bir deneyim olarak karşımıza çıkıyor.
Türkiye'deki tablo da düşündürücü. OECD'nin yayımladığı verilere göre Türkiye, kadınların yaşamları boyunca maruz kaldıkları fiziksel ve/veya cinsel partner şiddeti açısından OECD ülkeleri arasında en yüksek oranlardan birine sahip. OECD'nin 2024 raporunda, Türkiye'de kadınların yüzde 30'undan fazlasının hayatlarının bir döneminde partner kaynaklı fiziksel veya cinsel şiddet deneyimlediği belirtiliyor. Uzmanlar ise bu verilerin buzdağının yalnızca görünen kısmını yansıttığını; taciz ve şiddetin işyerlerinden üniversitelere, toplu taşımadan dijital ortamlara kadar çok daha geniş bir alana yayıldığını vurguluyor.
Buna rağmen birçok kadın yaşadıklarını anlatmıyor. Bazen ciddiye alınmayacağını düşündüğü için. Bazen suçlanmaktan korktuğu için. Bazen de yaşadığı şey o kadar sıradanlaştırılmış olduğu için.
Belki de kampanyanın işaret ettiği asıl mesele burada yatıyor: Taciz çoğu zaman görünmez olduğu için değil, toplum tarafından normalleştirildiği için konuşulmuyor.

Kamusal Alanda Kadın Bedeni
Kamusal alanda kadın bedenine yönelik müdahalelerin ne kadar sıradanlaştığını görmek için heykellere bakmaya bile gerek yok.
Toplu taşımada yaşanan "yanlışlıkla temaslar", sokakta yapılan yorumlar, kalabalık ortamlarda beden sınırlarının ihlal edilmesi ya da kadınların sürekli olarak görünüşleri üzerinden değerlendirilmesi birçok kişi için günlük hayatın parçası haline gelmiş durumda. Bir davranış ne kadar sık tekrar edilirse, onu sorgulamak o kadar zorlaşıyor.
TERRE DES FEMMES'in kampanyası bu nedenle etkili oldu. İnsanlara yeni bir istatistik vermedi. Yeni bir yasa önermedi. Yeni bir slogan üretmedi.
Yalnızca yıllardır herkesin gözünün önünde duran bir şeyi işaret etti. Ve onu yeniden anlamlandırdı.

"Şans Getiriyor" Mu, İz Mi Bırakıyor?
Kampanyanın ardından sosyal medyada sıkça dile getirilen bir itiraz vardı: "İnsanlar o heykellere cinsel bir amaçla dokunmuyor ki." Belki gerçekten öyle. Ancak kampanyanın sorduğu soru niyetle ilgili değil. Toplumun kadın bedenine ilişkin hangi davranışları sorgulamadan normal kabul ettiğiyle ilgili.
Bir heykele dokunmak ile gerçek bir insana dokunmak aynı şey değil. Ancak kampanya, kadın bedeninin temsilinin bile nasıl bir alışkanlık nesnesine dönüşebildiğini görünür kılıyor.
Ve bu yüzden rahatsız edici. Çünkü mesele tek tek insanların niyetlerinden çok, yıllar içinde oluşmuş kültürel reflekslerle ilgili.

Bronzun Üzerinde Kalan Şey
TERRE DES FEMMES'in kampanyası bir yasa değiştirmedi. Bir mahkeme kararı çıkarmadı. Tek başına toplumsal dönüşüm yaratmadı.
Bir meydanda duran heykelin üzerindeki parlak leke artık eskisi gibi görünmüyor. Bir zamanlar uğur getirdiği düşünülen bir hareket, şimdi başka bir soruyu beraberinde getiriyor: Münih'teki o bronz heykel, yıllardır aynı yerde duruyor. Değişen şey heykel değil. Ona bakışımız.
Yeni yazılarımızın size doğrudan iletilmesi için aşağıdan ücretsiz abone olabilirsiniz.
Şu yazılarımız da ilginiz çekebilir:



Instagram'da bizi takip edin: @afifevesaire


